Kayıtlar

Duygusal Açlık

İhtiyacınız olmayan bir metayı satın alır mısınız? Cevabınız hayır değil mi? Fakat kapitalist sistem çarklarını öyle bir oluşturmuştur ki öncelikle size, sizin ihtiyacınız olmayan bir şeyi, ihtiyacınız olduğuna ikna eder. Bunu yapabilmesinin çok çeşitli yolları vardır: pazarlama stratejileri, reklamlar, kampanyalar vs. Siz aslında ihtiyacınız olmayan bir şeyi satın alırsınız. Her birey bir şekilde bu tüketim çarkına katılmalıdır. Katılmazsa ne olur, minimalist bir yaşam mümkün müdür? Elbette mümkündür ancak zordur. Sistem,  evde, sokakta, sosyal medyada, diğer bireylerle olan tüm ilişkilerimizde bireyi  bir  tüketim kıskacı altına almıştır. Statü hatta aşk dahi bu tüketim  ürünlerine endekslenmiştir. Bu tüketimi yapmayan bireyle toplumun ve bireyle çevresinin aradında bir boşluk, bir gerilim oluşturmaktadır. Sistem sizi sürekli olarak tüketmeye teşvik etmektedir. Duygusal açlık burada bu gerilimlerin, eksik kalmama içgüdüsünün devreye girmesiyle ortaya çıkar. Ekr...

Klavye Aktivizmi ve Toplumsal Tepkisizlik Üzerine Bir Yorum

Son yıllarda Türkiye’de yaşanan toplumsal olaylar, özellikle sosyal medyada büyük yankı buluyor. Protestoların sokağa taşması, kimi zaman ülke gündemini belirliyor. Ancak bu fiziksel hareketliliğe rağmen, dijital ortamda süregiden eleştiri dili ve davranış kalıpları, bazı çelişkileri de beraberinde getiriyor. Bu yazıda, sosyal medyada sergilenen "duyarlılık gösterileri"nin ne derece samimi olduğu ve Türkiye’deki örgütlü mücadele kültürünün zaman içinde nasıl erozyona uğradığı üzerine düşünmeye çalışacağım.   Toplumsal hareketlerin yükseldiği dönemlerde, sosyal medya üzerinden bir “duyarlılık yarışı” baş gösteriyor. Birçok kişi, özellikle protestolara katılmayanları eleştirme yoluna gidiyor. Ne var ki bu eleştirilerin büyük kısmı da yine eylemselliğin dışında kalıyor; bir başka deyişle, protestoya katılmayanı eleştiren kişi de, aynı şekilde yalnızca dijital alanda varlık gösteriyor. Bu durum, klavye başında yapılan aktivizm ya da daha yerleşik bir ifadeyle "klavye...

İttifaklar ve Tıkanan Sistem

  Türkiye'de 2018 yılından itibaren uygulanmaya başlayan Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'nin Türkiye'ye ve siyasal sistemimize pek çok olumsuz yansıması söz konusudur. Bu yazıda ben bu olumsuzluklardan yalnızca biri olan durumu, Siyasi Partiler ittifaklara, seçim işbirliklerine  mecbur eden durumu eleştireceğim. Fakat konuya başlamadan önce oluşan bu durumun yarattığı bir ironiyi okura anımsatmakta fayda görüyorum, "siyasi istikrarı koalisyonlar engelliyor vb." eleştirilerle iktidarı kazanan ve yıllarca ülkeyi yöneten iktidarın ülkeyi getirdiği nokta: seçimlerden sonra yapılan koalisyonların yerine daha seçimler yapılmadan, bir anlamda mecburen koalisyonların oluşması şekline dönmesidir. Ben bu durumun hem siyasi partilere, hem demokrasiye, hem vatandaşın farklı siyasi ideoloji ve programları seçme iradesine vurulan bir pranga olduğunu düşünüyorum.  Bu sistem ülkenin önünü tıkamakta ve toplumda artarak çoğalan bir ümitsizliğe neden olmaktadır. Bu sistemden bir an...

Farklı Pencereler

Kırmızı pencereli evin penceresinden dışarı bakıyordu adam, gözü karşı taraftaki mavi pencereli eve takıldı. Hafifçe dişlerini sıktı, içinde oluşan öfke hücumunu bastırmaya çalıştı. Az sonra mavi pencereli evin camında evin sahibini fark etti, içinde yükselen bir öfke dalgasının  onu esir almasını önlemek için çabalıyordu. Adamın kendisine dik dik baktığını gördü, kendini tutamadı ve en üst tondan sertçe : hıhh ! mavi renkli pencere mi olur, bu nasıl bir çirkinlik böyle , pencere dediğin kırmızı olur, mavi olmaz! diye bağırdı. Bu mavi pencereli evler ortaya çıktığından beri her şey kötüye gider oldu.. Mavi penceredeki adam aynı ton ve sertlikte cevap vedi : bir pencerenin kırmızı olacağını da ilk defa senden işittim, pencere dediğin mavidir, binlerce yıldır bu böyledir, sizin gibiler yüzünden bu kırmızı anlamsız pencerelere rastlar olduk, ne kötü ne dayanılmaz insanlarsınız siz, adeta tükürürcesine ağzından "lanet olsun" olsun kelimeleri döküldü. Kırmızı Pencereki kıpkırmızı ...

Lidersiz Miyiz ?

  Bu yazıyı kaleme almaktaki temel nedenim, çevremde, sosyal medyada , televizyon tartışmalarında gözlemlediğim genel bir yargının, anlayışın yanlış olduğunu düşünüyor olmamdır.  Şöyle ki toplumun belli bir çoğunluğunda var olan, genel olarak liderlik, özel olarak da siyasi liderlik söz konusu olduğunda kafalarında oluşan imaj, bir liderden beklenen davranışların : “sert, parmak sallayan, farklı düşünceleri en sert biçimde aşağılayan, hatta küfreden, her konuda kendi karar verip inatla, yanlış da olsa o kararı  sürdürmekte olan kişi” olduğudur.  Bir kesim tarafından vizyon sahibi, liderlik vasıflarına sahip , peşinden gidilecek ve onlara hükmetmesini istedikleri lider tipinin bu olduğu düşünülmektedir. Bu anlayış, çok sorunludur ve günümüz Türkiye’sinde yaşanan otoriterleşmenin temel nedenlerinden biridir. Türk toplumu neden bir anlamda  padişah kadar güçlü  yetkilerle donatılmış, sorgulanamayan, denetlenmeyen, sabahtan akşama aklına eserse temel ekonomi ...

İbadet, Riya Ve İnsanı Erdemler

  İBADET, RİYA VE İNSANİ ERDEMLER   Dinin, ülkemiz özelinde düşünürsek İslam dininin, toplumda bireyler arası ilişkiler üzerindeki etkileri oldukça belirleyici olagelmiştir. Büyük bir toplumsal kesim, bir kişinin ahlaklı, dürüst, güvenilir ve benzeri erdemlere sahip olup olmadığı, yahut yüksek düzeyde bu erdemleri taşıyıp taşımadığı konusunda   karar verirken   ibadetlerini, “namaz oruç vb.” yapıp yapmadığına bakarak bir kanaate varıyor. Bu kişisel, iktisadi hem de politik ve hatta kültürel ilişkiler bağlamında geçerli olmaktadır. Bu çok önemli   yanlış!, hem dine hem de bireylerarası ilişkilere zarar veren , ibadete riya bulaştıran bir anlayış olarak yüz yıllardır var olagelmektedir. Din, birey ile Allah arasındaki değer / değersizlik ilişkisini belirlemeli, birey ile birey arasındaki değer / değersizlik ilişkisini ise temel olarak insani erdemler ki örnek olarak : ahlak, dürüstlük, alçakgönüllülük, empati duygusu, yardımseverlik, ve daha pek çok insani e...

ALGORİTMA-SAL GETTOLAŞMA

Günümüzde nüfusun büyük bir bölümü sosyal medya kullanmakta. Bu yazının konusu genel anlamda sosyal medya eleştirisi, değerlendirmesi değildir, olumlu olumsuz tüm yönleriyle zaten bu tartışma hali hazırda yürümektedir.  Ben bu yazıda algoritmaların bireyler üzerindeki yanıltıcı, sorgulamayı yok eden ve bir anlamda toplumdaki gettolaşmayı destekleyici işlevine değinmek istiyorum.   Sosyal medya uygulamalarının sahip olduğu algoritmalar toplum üzerinde nasıl bir etki ve algı yaratıyor? .  Twitter örneği üzerinden anlatırsak, eğer muhalif biriyseniz algoritmalar sizin zaman akışınıza görece “sizin gibi muhalif” kullanıcıların twitlerini düşürüyor, onları takip ediyor olmanıza gerek olmadan. Sokak hayvanları konusunda duyarlı iseniz bu konuda duyarlı insanların paylaşımlarını görüyorsunuz. İktidar destekçisi iseniz sizin gibi iktidarı destekleyen hesaplar sürekli önünüze düşmekte.   Bu durum bireye sanal bir doygunluk hissi veriyor, “büyük bir çoğunluk benim gi...