Klavye Aktivizmi ve Toplumsal Tepkisizlik Üzerine Bir Yorum
Son yıllarda Türkiye’de yaşanan toplumsal olaylar, özellikle sosyal medyada büyük yankı buluyor. Protestoların sokağa taşması, kimi zaman ülke gündemini belirliyor. Ancak bu fiziksel hareketliliğe rağmen, dijital ortamda süregiden eleştiri dili ve davranış kalıpları, bazı çelişkileri de beraberinde getiriyor. Bu yazıda, sosyal medyada sergilenen "duyarlılık gösterileri"nin ne derece samimi olduğu ve Türkiye’deki örgütlü mücadele kültürünün zaman içinde nasıl erozyona uğradığı üzerine düşünmeye çalışacağım.
Toplumsal hareketlerin yükseldiği dönemlerde, sosyal medya üzerinden bir “duyarlılık yarışı” baş gösteriyor. Birçok kişi, özellikle protestolara katılmayanları eleştirme yoluna gidiyor. Ne var ki bu eleştirilerin büyük kısmı da yine eylemselliğin dışında kalıyor; bir başka deyişle, protestoya katılmayanı eleştiren kişi de, aynı şekilde yalnızca dijital alanda varlık gösteriyor. Bu durum, klavye başında yapılan aktivizm ya da daha yerleşik bir ifadeyle "klavye aktivistliği" olarak adlandırılıyor.
Bu tür davranışların arkasında, bireylerin sosyal medya platformlarında oluşturdukları “persona”yı pekiştirme arzusu yatıyor olabilir. Gerçek bir katkı sunmaktan çok, duyarlı ve etik bir profil çizme çabası öne çıkıyor. Böylelikle sosyal medya, bir anlamda gerçek mücadelenin değil, mücadele izleniminin sahnesi haline geliyor.
Bu durum bana pek doğru gelmiyor. Toplumsal meselelerin sadece paylaşım yapılacak içerikler haline gelmesi, meselenin özünü zedeliyor. Daha da önemlisi, toplumsal muhalefetin etkisini zayıflatıyor. Oysa gerçek duyarlılık sessiz olabilir, gösterişli olmayabilir ama sahicidir ve harekete geçmeye yöneliktir.
Türkiye'de örgütlü toplumsal mücadelenin zayıflığı, elbette bugünün meselesi değil. 12 Eylül 1980 darbesi, bu topraklarda yalnızca siyasi kurumları değil, toplumsal refleksleri ve örgütlü direniş kültürünü de bastırdı. O günden sonra gelen dönemler, bireyselleşmiş tepkisizlik kültürünü besledi. Bugün yaşanan klavye aktivizmi ve gösterişli duyarlılık, bu tarihsel sürecin bir yansıması gibi.
Ancak tarihin diyalektiği her zaman tek yönlü işlemez. Toplumlar, bastırılmış hafızalarını bir gün yeniden hatırlayabilir. Belki de bir kuşak, bu dijital performansların ötesine geçerek sahici ve örgütlü bir mücadele ruhunu yeniden inşa edebilir. Kim bilir...
Yorumlar
Yorum Gönder